Misis de bayana.😊

-Bir Kadının Olağanüstü Hal İlanı-
Yaşlanmaya hakkım yok değil mi bayım; her zaman güzel ve bakımlı olmalıyım!
Şişmanlamamalıyım kesinlikle; regl geçirmemeli ve menopoza girmemeliyim ayrıca.
Bir toplulukta beğenilmem hoşunuza gider; ama size olan sadakatimi hissettirmeliyim herkese.
Dinlenme hakkım olmamalı değil mi bayım; sizin gibi çalışıyor olmamın yanı sıra, çocuk bakımı, ev işi, yemek, bulaşık hep benim üzerime kalmalı ve bölüşülmemeli!
Çocuğumuzun sorunlarını ben dinlemeliyim, hasta olduğunda ben ilgilenmeliyim, veli toplantılarına ben gitmeliyim, dersine ben çalıştırmalıyım ve size düşen, çocuğumuzun başarılarını dostlarınıza anlatmak yalnızca.
Siyasetle ve futbolla ilgili ahkam kesmenizi hayranlıkla karşılamalıyım ve okuduğum kitaplara dahi karışmanızı bana olan sevginize yormalıyım.
Kendime ait zaman dilimine ve hobilere ihtiyaç duymamalıyım değil mi bayım; size ve çocuğumuza kendimi adamam en doğrusu değil mi!
Siz sarhoş olabilirsiniz, siz küfredebilirsiniz, siz bağıra çağıra konuşabilirsiniz; bana düşen uçsuz bucaksız bir dinginlik…
Başımı alıp tek başıma uzaklarda bir yere gidip kafa dinleme isteğim namussuzluk size göre; cinsel fantezilerinizi, cennette size hediye edileceğini var saydığınız huri açıklamalarınızı ve kadınlara olan gayet anlamlı bakışlarınızı, kadınla erkek arasındaki hormon farklılığına bağlamanız sizin ne kadar namuslu olduğunuzu gösteriyor zira!
Sizden bir ricam olacak bayım; lütfen defolup gider misiniz!
Ben kadınım; bayan değil hanım değil, karı değil! Kadınların da olağan üstü hali vardır bayım; yalnızlığı seçmek gibi, doğayı, çocukları, tutunamayanları sarıp sarmalamak gibi ve ecelini beklemeden, şu üç günlük dünyada otuz yedi numara bir ayak izi bırakıp, cennetin ve cehennemin olmadığı başka bir boyuta geçmek gibi.
Evlenme gereği duymuyorum bayım; yoluma çıkan bir kedinin, bir ağacın, bir derenin duruluğunda bir adam bulursam ve o adama “benimle gelir misin?” diye sorduğumda yan yana adımlar atabiliyorsak düşüncem değişebilir bir ihtimal.
Sevinmelisin bayım; seni bir koltuk değneği olarak görmediğim gibi kendime, sana bakınca bir kredi kartı, bir evlilik sözleşmesi ya da gönül eğlencesi de görmüyorum! Ama senin beni ne olarak gördüğünü duyumsuyorum ve kuracağım tek bir kısa cümle var; “öpüldün canım!”
Ben tembellik hakkını seviyorum bayım; üretme hakkını, bölüşme hakkını, özgür olma hakkını seviyorum. Benim de kendime göre kriterlerim var ve bu kriterlerin hiç birine uymuyorsun maalesef.
Bir kadının olağanüstü hal ilanını dinledin bayım; dağılabilirsin şimdi!
-Ergür Altan-

Sürgün Günlükleri

Anneler günü kutlu olsun. 

Bir oğlu olmalı kadının.Koynunda buyuturken simdi boyunu aşmış olmalı.Kolunun altına aldığında sizi sevgiye bogmali.Annem dediğinde içiniz yaşam dolmalı.Biraz açık giydiginizde himmm küçük hanım yokmu bir çengelli iğne demeli.Kirlileri temizler ile ayıracak hali olmayıp telefonunda sevgilisi ile yazışmaya 24 saatini ayirabilmeli.Ama annesini hiç üzmemek için elinden geleni ardına koymamalı.43 numara ayakları ile gezerken evin içinde 4 yaşındaki edasıyla annem ben acıktım demeli.Yolda gezerken bir şahin hareketi ile geç bakayım annelerin en güzeli deyip korumacı ruhunu göstermeli. Bulaşık makinesi ni açtığınızda bardakların yerinde tencereleri bulmalı.1 hafta ayrıldığımız da eve dönünce bıraktığım gibi bulmalı.Bir oğlu olmalı kadının.Tıpkı benim oglum gibi.

Anneler günümüz kutlu olsun. 

SIĞAMIYORUM KABIMA.


Belki ben seni yoksulluk yararına seviyorum

 Aşkımmm başka bir şeye dönüşüyor bu dünyada.

Bozuyorum ağzımı be bozuyorum, ahh bir bilse bilse halimi, şekerde bozulur.

Belki beklemekten, zembereğim feci kayık bu gece.

Geçtim içinden umursamaz kalabalığın, hay allam sizi alsın mk ( küfür ettim pardon)

Kendi geçtiği hayatı bir tesbih dolusu anlatan kır saçlılar.

Doğacak yeni bir gün,acıya açtığımda perdelerimi

Zorluğa inat açıyorum perdelerimi güneş dolsun içerime içerime.

Bir gözü simittedir martının. Hem neden ölür ki güzel şiir yazan şairler.

Söyleyelim ölmesinler.

Ağzı kocaman yarık bahçemde kedimin.

6 doğumun 1ini yaşatabildik. Ölümler neden bu kadar kolay.

O çirkin semtlerin ,süslü pazarları renginde şimdi caddem.

Sonra çayın yanında ne tatlı bir kadınım adammm adam ben.

Çünkü bilirim; ağzı kin tutar konuşmayanın.

O yüzden aklıma geleni yazıyorum.

Bira, sigara,lahmacun, künefe ve nefesimmm. 5 li priz  çektirdim mutfağa.

Kanı kesmiş bir bıçak gibi sessizliğin ve caza dönüşen sesiyle.

Dinliyorum yine şarkılarımı.

İnan yoksulluk yararına ve dizlerini göğsüne çekerek.

Çıkmıyorum pazarları kente. 

Dünya değil uleyyyn burası, her boku bilen platonik gezegen.

Tam on ikiden.

Tam da uyurken yerine gömülüyorsun ya işte bu tam on ikiden.Sadece iki gün kaldı kokumuza karışmaya.En sevdiğim filmin soundtrack i ile huzurlu gecelere sevdiğiniz olsun olmasın bu hayat sadece önce senin ve umudun ile yaşa.Çoooook yoğun ve zor bir gün geçirdim yine günümü dolu dolu yaşadım  bazen ben ölürsem tabuttan atlayasım gelir benim diye düşünmüyor değilim morgda yeniden canlanan ceset olmayı çok isterdim.Heyoooo ben ölmedim deyip headbang yapmayı.😂😂 ben uyuyayım yarın yine yoğun gün ve ertesi gün nefese yola koyulma vakti.Huzur dolu ,mis rüyalı uykulara.

Az kaldı.

Kemiriyor yine vakit tahta kapımı ve tost kokusu

Bir gözüm saatte senin parmaklarının benim ise belimin inceliği 

Aynı şeylere gülmenin harika duygusu,mutluyuz elbet güleceğiz. 

Acı olan hasretlik az kaldı diye diye zamanı sindiriş

İki göze sığıp, birikmişliği gelir ya insanın… Senin karakahve benim yeşil gözlerime birbirimizi sığdırdığımız.

Az kaldı yine senin ile uyanmanın tadına varmanın.

Seninle gelemediğim  kalacak burada.

Ah! Özlem yokmusun sen.

Dövünmelerim biraz daha sürecek ve bir gece ben sana sen bana gelecek.

Şimdi gülüyoruz yine biz, elbet güleceğiz.

Gülerken gözlerin gülüyor diyeceksin yine.

Hep gülelim biz elbet güleceğiz 

Gözleri hayal tüterken ki suskunluğu dahil insanın.

Öyle mükemmel bir şarkıya, eşlik eder gibi.

Az kaldı nefesim çok az kaldı.

Az daha bensiz uyan varlığım korusun seni herzaman.

Ağlarım memleketimin haline. 

YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK
Aşksız ve paramparçaydı yaşam
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
aşk ile sevmek bir güzelliği
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
işte yüzünde badem çiçekleri
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
sen misin seni sevdiğim o kavga,
sen o kavganın güzelliği misin yoksa…

Bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bin kez budadılar körpe dallarımızı
bin kez kırdılar.
yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
bin kez korkuya boğdular zamanı
bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık
törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
türküler söylerdik hep aynı telden
aynı sesten, aynı yürekten
dağlara biz verirdik morluğunu,
henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz…

Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
ne tan atışı doğumların sevincine
ey bir elinde mezarcılar yaratan,
bir elinde ebeler koşturan doğa
bu seslenişimiz yalnızca sana
yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Saraylar saltanatlar çöker
kan susar birgün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde
leylaklarda güler.
bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler…

Şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yeniden yağacak kıvamda.
ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK -2

Bir bir çekilirken teslim bayrakları
Ve kaçmalarla uzarken
Göçmelerle tozarken Avrupa yolları
Durdu bir avuç yiğit
Bir tutam kır çiçeği
Ölüm dediğiniz de ne ki
Gözümüzde hainler kadar küçük
Ve zafere inancımız
Ölümsüzleşen ölümler kadar büyük
Onlar ki bir ayrıkotu tarlasında
Bir tutam çiçektiler
Binlerce ihanet çirkinliğinde
Bir avuç direnci güzellediler
Hiç bir şey bitmemişti daha
Gülerek girdiler zulüm tufanına
Ölerek girdiler
Ve en dayanılmazında tufanların
Adlarını bile söylemediler

Yüreklerin karartılıp satıldığı
Ve aşkların
Buruşturulup atıldığı akşamlarda
İnanç ki yenilmez kılar insanı
O sudan ve demirden sevda
Resimlerde renklere sorar yaşamı
Günleri şiirlere böler ufuklarda

İşte bizimle güzelleşen her şey
Yine bir dostluk
Bir aşk sıcaklığında
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.

YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK -3

İşte tarih
İşte şiddetin iğrenç yüzü
Biz başlatmamışız hiç bir savaşı
Bizimle başlatılmış bütün savaşlar
Bizimle bitirilmiş yine
Kölelik çoğaltan zaferler adına
Vurulup düşmüşüz dünyanın her yerinde
Gidenimiz bir daha dönmemiş geri
Yemen olmuşuz
Balkan olmuşuz
Seferberlik olmuşuz
Ve her büyük savaşın sonunda
Ölümlere karşı türkülerle durmuşuz
Hangi inancın sesidir bu
Hangi körlüğün koyun kurbanlığı
Ki uğrunda can verdiğimiz topraklarda
Canı alınan kurbanlara dönmüşüz

Doğan günü kardeş bilirdik oysa
Akan suyu yoldaş bilirdik
Mutluluğa koştururduk atlarımızı
Sınırsız özlemler içinde ve suskun
Yine yollarda sessiz kalırdık
Biz bizsiz delen Ferhad?ı alkışlar
Bizi bizsiz seven kerem Kerem?i tanırdık
Kül olurduk aynı yangınlarda
Yine birbaşımıza kimsesiz ağlardık
Öylesine yaşardık ki günleri yüzyıl gibi
Cehennem bile imdat dilerdi bizden
Cehennemi cennete yine biz bağlardık

Ne yaptıysak yetmedi sesimize
Ne söylediysek yetmedi
Karlarla silelendi nice dağlar
Kalburlarla elendi
Ey bağrımıza bastığımız deli sevda
İşte yine doğayı doldurup yüreğimize
Yağmuru çağırıyoruz yanan ellerimize

Bir ilkbahar gecesinin ortasında
Şimşeklerle gelen o kıştan sonra
Herşey yeniden başlıyordu yine
Sanki kimliğimi
Yaralı bir kuş değilmiş gibi
Ve bakmıyormuşuz gibi
Bulutların taa üstünden
Yerin taa derinliklerine
Yeniden yükseliyordu aynı sesler
Süngerler çekilmiş gibi üstümüze

Nice yıllar geçmişti aradan
Her anı bir başka deprem
Bir başka kırım içinde
Dört bir yana haberler salınarak
Öldü denildiği halde inanılmayarak
Ve gittikçe silahlaşan türkülerde
Dağlara güneş doğdurulmayarak
Nice yıllar
Her anı kutsal bir çığlık içinde

Barış dedik bunca yıl
Kardeşlik dedik-sevgi dedik
Yepyeni umutlar doğurduk umut tacirlerinden
Düştük peşlerine korkusuz
Aç-susuz
Ve en dikenli yollarda yalınayak
Gelecekleri kapkara
Dilleri yumuşak
Yalanları güzel ve ak
Girdiler dünyamıza alkışlanarak

Onlarda barış dediler bizim gibi
Kardeşlik dediler- sevgi dediler
Hatta kurşun yağmuru akşamlara karşı
Yalnızca gül ve güvercin dediler
Sonra sığındıkları gizli beyler
Defne dallarıyla tutuşturup ateşleri
Güvercinleri pişirmeden yediler

Toprağı çıldırtan güller söylemişti
Onurla şahlanan kitaplar
Ve kararmayan yürekler söylemişti
Gözyaşına karışırken ter
Biliyordukki güle hançer
Barışa hançer
Sapalayan eller
Kırılmak zorunda birer birer

Hangi ışıktı o karanlık gecede
Hangi sevgi ? hangi gül
Hangi barıştı onca ölümler içinde

Sevgiyse çocuk yüzlü diyorduk
Barışsa sabah sözlü
Patlayıp fışkıran
Leylak yüreği bir şafakla parlayan
Ne açlık ? ne zulüm ? ne de kan
Ancak biz kazandığımız zaman

ADNAN YÜCEL.