ÜÇ ÇINARA

“HAZİRAN DA ÖLMEK ZOR!”

NAZIM HİKMET, ORHAN KEMAL VE AHMET ARİF’İN ANISINA…
SAYGI VE ÖZLEMLE…

“havada tüy
havada kuş
havada kuş soluğu kokusu
hava leylak
        ve tomurcuk kokuyor
ne anlar acılardan/güzel haziran
ne anlar güzel bahar!
kopuk bir kol sokakta
               çırpınıp durur…”

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in, bu unutulmaz şiirindeki dizeler, sanki hazirandaki zor ölümlere birer ağıttır. Üzerine “Orhan Kemal’in güzel anısına” diye not düşse de, benim gözümde bu şiir üç kişiliktir.
Üç büyük sanatçıyı temsil eder:
Nazım Hikmet’i, Orhan Kemal’i ve Ahmet Arif’i…
Üçü de zor ölümdür çünkü!
Ölümün kolayı olmaz elbet. Ancak kaybedilen bazı insanların acısı, nesiller boyu hissedilir. Onlardan az sayıda dünyaya gelmiştir.

“yıllar var ki ter içinde
      taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
      3 haziran ’63’ü… “

Hazirandaki bu zor ölümlerden biri, Türk şiirinin tepesindeki ‘ulu çınar’, ‘mavi gözlü dev’, yani: Nazım Hikmet’tir.
Onun şiirlerine, evrensel ve mükemmel anlatımı ile, özgürlük ,barış, aşk  ve hasret konu olur. Bence, Nazım’ın anlattığı gibi memleket hasretini anlatan başka bir şair yoktur.Nazım Hikmet siyasi düşünceleri yüzünden defalarca tutuklanır. Hayatının büyük bölümü hapishanelerde ve sürgünde geçer. Ama o, yine de şiirlerinde insan sevgisini haykırır. Umudunu ve inancını yitirmez. Şöyle anlatır kendisini:

“Ben bir insan,
ben bir Türk şairi Nazım Hikmet
ben tepeden tırnağa insan
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret.”

O; ‘Bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla’, şiirimizin denizi, hatta okyanusudur.
Düşünen ve düşündüklerini ezgilerine, dizelerine aktaran diğer sanatçılar gibi, Nazım Hikmet de, bunun bedelini memleketine hasret kalarak öder. Vatan haini ilan edilir. Yıllarca taşıdığı hasretlik yükünü, sonunda ‘acının alkışları’ na bırakır. ‘Denize hasret’ ve yorgun bir kaptan olarak, 61 yaşında, Moskova’da hayata veda ettiğinde, takvimler 3 haziran 1963’ü gösterir. Anadolu’da bir köy mezarlığında bir çınar gölgesine, gömülmeyi vasiyet etmiştir.Ancak mezarı hala Moskova’dadır. Bir çınarın gölgesinde…

“sokaktayım
gece leylak
       ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüreğim
uy anam anam
haziran da ölmek zor!…”

Haziranın bir diğer zor ölümü, içten anlatımıyla, küçük insanların büyük hikayelerini konu alan, Mehmet Raşit Öğütçü’dür. Tanıdığımız adıyla: Orhan Kemal.
Tıpkı iz bırakan tüm büyük yazarlar gibi, dili yalındır, ağdasızdır. Çukurova’nın güneşi gibi sımsıcaktır. Sade ve kısa cümlelerle hayat bulan romanlarında, en iyi bildiği şeyleri yazdığı için samimidir. İşçileri, öğrencileri,yoksul kesimin hayatını anlatır. Ancak umudu, sevgiyi ve iyimserliği unutmadan,esirgemeden…
O da yoksulluğu dibine kadar yaşamış ve hayatını yazdıklarıyla kazanana kadar, bir çok işlerde çalışmıştır. Kendisi de işçilik yapmıştır, dokumacılık, ambar memurluğu, katiplik… Yani o, öyle sırça köşkünden izleyerek değil, hayatı içinden yaşayarak yazanlardandır. Şöyle ifade eder kendisini:

“ Gerçek olan öğrenmektir. Nerede, nasıl öğrenirsen öğren. Nereden, nasıl öğrendiğin, diploman, hatta neler bildiğin önemli değil, ne yaptığın önemlidir. Adam olmak insanın yüreğindedir”
Önce şiirle yazmaya başlayan Orhan Kemal siyasi görüşleri nedeniyle mahkum olur ve Bursa cezaevine gönderilir. Burada Nazım Hikmet’le tanışması, hem onun hayatında, hem de türk edebiyatında bir dönüm noktası olacaktır. Çünkü Nazım Hikmet’in yönlendirmeleriyle şiirden uzaklaşarak, öykü ve romancılığını geliştirir ve bir çok ölümsüz esere imza atar. 2 Haziran 1970’de henüz 56 yaşındayken aramızdan ayrılır.

“asmak neyi kurtarır
    sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
    ne anlatır bir ağaç
hani rüzgar
hani kuş
     hani nerde rüzgarlı kuş sesleri?…”

Ve  1991 yılının 2 Haziran günü, yine kötü bir haber yüreklere kor gibi düşer. Kolay kolay yeri doldurulamayacak büyük bir şairimiz daha hayata veda etmiştir.

“Ben bir şairim
namus işçisiyim yani
yürek işçisi…”

Bu dizelerin sahibi, Ahmet Önal, yada hepimizin bildiği adıyla Ahmet Arif…
Ahmet Arif, Nazım Hikmet çizgisinden giden bir şairdir. Ancak, Cemal Süreyya’nın anlatımıyla o; Nazım  Hikmet gibi ovadan seslenmez insanlara.
Şiirleri memleket gibidir!
Sözünü esirgemez, haksızlığın karşısında eğilmez. Dağlarının ardındaki gerçek Ayşe’nin Elif’in hikayesini anlatır şiirlerinde.
Onu okurken; kah dağlardaki zemheri iliklere kadar işler üşütür, kah bir kahpenin hançeri yaralar!
‘İtten aç, yılandan çıplak’ gelip durur kapımıza görüntüler.Tam da işaret ettiği yerdedir, ‘engerekler ve çiyanlar’ ve ‘aşımıza, ekmeğimize göz koyanlar’…
Ahmet Arif’in dizeleri canlıdır!
Ahmet Arif de düşüncelerini şiirleriyle aktardığı için hapislerde yatar.
Ardında her dizesi, okuyanın yüreğine dokunan, ciğerini sızlatan, uzun sayfalar boyu anlatılacak hikayeler barındıran şiirler bırakarak, aramızdan ayrıldığında, henüz 64 yaşındadır. Söyleyecek sözleri, yazacağı dizeleri bitmemiştir.
Bedeni ayrılsa da sevdası bizi asla terk etmeyecektir.

“gece leylak
       ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstüm başım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
                  şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!”

Bu şiir üç kişiliktir, üç büyük sanatçıyı temsil eder: Nazım Hikmet’i, Orhan Kemal’i ve Ahmet Arif’i…
Üçü de zor ölümdür!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s