Kategori arşivi: kafama göre

Pazartesi sendromu mu hahayyt.

Haftaya harika başlangıç için harika bir müzik bırakıyorum.

Reklamlar

Saykoya bağladım yine.

Yine bol köpüklü cehennem biralı sarmaşıkları büyüteceğim ,pancardan dudak kremi yaptım kendime facebukta gördüm , sürü sürü şiirler tüküreceğim demek bu. Yine ben limandaki direkler ormanında saykoyum yine bütün cingan komsularımın kapı önlerinde ayaklanıyor çöpler boyunlarını bükmüş tek tek AVM önünde abla para versen ya ,ama her gece mey sağlam çöpe attığım berjer koltuk üstünde pehh sokağımı aydınlatan cenaze ilanı verilen ama suların kesileceğini haber vermeyip yüzümü is yerinde yikamama sebep olan belediye hoparlörünün takıldığı lamba ile şarkılarımı AVM nin yüzümü yarım aydınlattığı balkonumda dinliyorum.Çöktüm mindere huzurlu bağlıyor ve kılıyor beni eğer sen yine Ereğli kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan Erdemirin baca çığlıklarıyla bıçaklanıp intihar dumanları içindeki hay lanet her gün balkonmu yıkanır dedirtiyorsun ya bana helalllll.

Nefes

Seni her düşlediğimde seninle biraz daha aşka düştüm. Aşk bu dedim, seninle düşmekten hiç korkmadım,, Çünkü her düştüğümde beni tutacak bir sen olduğunu biliyordum… yani aslında “Mutluluğun” bizden bir alacağı kalmışsa gelir bizi bulur… Kalmamışsa demekki ödeşmişiz.. Evimizde Beş Gece.. geri sayım başladı.

BEN YAŞANDIĞIMDA ANLAŞILDIM UZAKTAN ATMAK KOLAY.(ÇEMKİRME)

Boğazımda düğümleniyor lokmalar bu günlerde şirkette yemek yapan ablamız uyardı beni ağzında tutuyorsun yemekleri diye 😔 doğru yutkunamıyorum bu günlerde nedense. En ufak sözde nem kapıyorum yine bıktım insanların haksizliklarından , vara yoğa laf eden ağzınız kurusun emi ( beddualarım tutar), yüzüme canım, tatlım deyip arkamdan iş çeviren muhteşem yüzlü ama içi bokum olamayacak insanlar bir defolun, yüzüm sizin iğrençlikleriniz ile asla gülmeyi bırakmayacak , denize bile iştahsızım yüzme bilmesem bile ki denizi severim maviyi hiç ama hiç sevmem,ama mavi giydigimde cok yakışır,enine boyuna düşündüm biraz daha insan azaltmalıyım hayatımdan.Ve azalttım azalmadan önce.

Saykodayım yine.

Bir şehir artık neden şehir değildir? Bunca meyhanenin olduğu bir semtte bu kadim şehrin sur içinde saat 21:30’dan 23:00’e kadar eski kaşar aramak! Nostalji duygusu filan değil bildiğin bin yıllık peynir… Plastik bir kaç şey gösterdiler bir de çok absürd bir şey arıyormuşum gibi gece gece kill bill kılıcı, paten takımı arıyormuşsun gibi garip yüz ifadesiyle bakarak. Tee gavacuhhtan, beylidüzüne dek ( abartı oldu ama doğru bu İstanbulun başlangıç ve bitis noktası) Geleneksel peynir işte, birayla şarapla en çok tüketilen. Babagannuş değil lakerda değil. Midyeci Ahmetin midyesi hiç değil. Altı üstü eski kaşar. Çok garip bir yenilmişlik duygusu hissettim. Çanakkale, Kurtuluş savaşı vs hikayeymiş boşunaymış. Esas teslimiyet, işgal budur. Bu ucube,plastik şehir. Oturup onca dert arasında buna içerledim. Bir atom bombam olsa hiç düşünmeden şehrin tepesinden (Şehir dediğime bakmayın) aşağıya salardım.Bir zaman uzun uzun hikayesini yazacağım bu akşamın.Ama önce uyumalıyım.Çocuklugumun geçtiği mısır çarşısı yada Eminönünde bulurum belki yarın eski kaşarı 🤔 o vakitler hep vardı yeni kaşarlar gibi bol bol.Istanbul seni sırf ömrümü ve dostlarımı barındırıyorsun diye seviyorum ama inan yok olmalısın yok.