~

image

Hikâyeye göre günün birinde Franz Kafka, olağan yürüyüşlerini yaptığı parkta küçük bir kıza rastlamış. Kız ağlıyormuş. Oyuncak bebeğini kaybetmiş ve bu onu oldukça üzmüş.

Kafka bebeği onun yerine aramayı önermiş ve ertesi gün aynı noktada buluşmak üzere sözleşmişler. Bebeği bulamaması üzerine Kafka küçük kıza bebeğin ağzından bir mektup yazmış ve buluştuklarında kendisine okumuş:

“Lütfen benim için kederlenme, dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktım. Sana başımdan geçenleri anlatacağım.” Bu birçok mektubun ilkiymiş. Kafka küçük kızla her buluştuğunda sevgili oyuncak bebeğin hayali maceralarını özenle yazdığı mektuplardan ona okurmuş. Küçük kız da bu şekilde avunurmuş.

Derken gün gelmiş, görüşmelerin artık sonu gelmiş. Kafka son görüşmede küçük kıza bir oyuncak bebek getirmiş. Küçük kız, aslından oldukça farklı olan oyuncak bebeğe şaşkınlıkla bakakalmış. Bebeğe iliştirilmiş bir not küçük kızın şaşkınlığını gidermiş: “yolculuğum beni çok değiştirdi.”

Uzun yıllar sonra, artık bir yetişkin olmuş olan küçük kızımız, gözü gibi baktığı bebeğinin, gözünden kaçırdığı bir çatlağının içine sıkıştırılmış bir mektup bulur. Kısaca şöyle yazmaktadır: “Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin, ama sonunda sevgi başka bir surette geri dönecek.”

Minik Davşan

Reklamlar

Çocuk gözüyle.

Bir arkadaşımın kız çocuğunun tespiti 🙂

Birbirinizi sevdiğiniz nasıl anlaşılır:

1- Aynı yatakta isteyerek yatıyorsan
2- Onu sıklıkla öpüp, sarılıyorsan
3- Onunla dalga geçip, kahkahalarla gülüyorsan
4- Film izlerken arasıra ona bakıyorsan
5- En önemlisi de, ONUNLA TEK BAŞINA KEYİFLE RAKI İÇEBİLİYORSAN!!! ( Çünkü babası sadece kendisi için özel olanlarla içermiş:) )

Minik Davşan

~

image

Herkesi oyundan çıkardım,
Topu da kestim..!
Evet Lannn ..!
Camı da ben kırdım Evet..!
“Adam olmayacak bu çocuk” sözündeki,
“Çocuk” da benim..!
Sıraya falan da girmiyorum..!
Hatta başlarım “Hayat” denilen oyununuza,
Ben gidiyorum !!
Alıntı

Minik Davşan

YALANSIZ HAYAT

image

Tiyatroyu tek şekille anlat deseler çoğu insan maske resmi çizer. Yani maske, rol görevindedir. Maske bazen de insanın hayal gücünü zorlar. Maskenin altında saklanan gerçek yüzü merak eder.
Üniversite yıllarında aklımda kalan ders notlarına göre maske yirmi bin yıldan fazla zamandır insan hayatındaymış. Değişik amaçlar için kullanılmış. Tiyatrolarda,  eğlencelerde, dans gösterilerinde kullanılmış. Bazen de bir korku objesi olarak kullanılmış. Fakat her kullanıldığı yerde, maskeyi takan kişinin gerçek yüzünü, kişiliğini gizlemeyi başarmış.  Yani çok uzun yıllardan beri maskeler, saklanmak amacıyla kullanılmış. Bazen olumlu olarak işe yaramış, bazen de kullananı olmasa da karşıdaki insanları üzmüş. Bu satırlarda bahsettiğim görünen ve dokunulan maske yani bir eşya…
Peki, çevremizde pek çok arkadaşımızın kullandığı, onları tanımamızı engelleyen maskeler… Onlar hakkında neler biliyoruz? Toplumda bu tür insanları “ikiyüzlü” diye tanımlarız. Bu tür insanlar olduğu gibi görünmezler. Kişilik maskesinin kullanarak adeta o anlık bambaşka bir kimliğe bürünürler. Kendileri bile o anda maskenin ardındaki kişiliklerini görmezler. Bir anlamda “-miş gibi” davranırlar ve o şekilde yaşarlar. Gerçek bir arkadaş gibi olurlar, severmiş gibi yaparlar, mükemmel bir kişilik görüntüsü verirler. Zaten maskenin anlamı da bu değil midir? “Başkalarınca tanınmamak için yüze geçirilerek kullanılan takma yüz.” Bir diğer deyişle  “aldatıcı görünüş veya davranış” diyebiliriz.
Peki, insanlar kendi davranışlarının yanlış olduğunu biliyor. Taktığı maskenin olumlu davranışlar sergilediğini anlıyor. Buna rağmen niçin taktığı maskenin kalıcı olmasını sağlamıyor da tekrar eski görüntüsüne dönüyor? Niçin göstermelik davranıyor?
Kim bilir? Belki iyi insan olmak zordur? Belki de bir müddetliğine kötü görüntülerinden uzaklaşmak istiyorlar, ama devamlılık sağlayamıyorlardır. Veya geçici bir süre olsa da toplum içinde daha saygın, daha önemsenen kişiler olabilmek için… Yani takma bir yüzün sağlayacağı avantajlara ihtiyaç duydukları için… Tabi ki bu avantajın, bu faydanın geçici bir süre olduğunu onlar da biliyorlar.
Ama unutulan bir nokta var. Bu takılan maske kesinlikle bizim değil. Aynen emanet olarak alınıp üzerimize giydiğimiz bir elbise gibi. O elbiseyi giyinip aynaya baktığımızda bize ait olmadığını görürüz. Aynı şekilde elbiseyi üzerimizde gören başkaları da bunu kolaylıkla anlar.
Mademki maske takmaya ihtiyaç duyuyoruz; demek ki kendimizin de hoşlanmadığı, beğenmediğimiz yönlerimiz, davranışlarımız var. O halde geçici çözüm olarak maske takmayalım. Kötü, beğenmediğimiz taraflarımızı biliyoruz, o yönümüzü değiştirelim. Böylesi daha kolay olacaktır. Şu hayatta gerçek yüzümüzle ve cesaretle ayakta duralım. İşte o zaman, kimseye muhtaç olmadan ve minnet duymadan gerçek benliğimizle bir şeyler yapmanın zevkini yaşarız.

Mevlana ne güzel demiş:
“Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol!”
Kendimizi ve diğer insanları kandırmayalım, sahte yüzleri çıkaralım.

Minik Davşan

~

image

Har içinde biten gonce güle minnet eylemem
Harabi,Farisiyi bilmem, dile minnet eylemem
Sırat-ı Mustakim üzere gözetirim
İblisin talim ettiği yola minnet eyleme

Bir acayip derde düştüm herkes gider karına
Bugün buldum bugün yerim,gün kerimdir yarına
Zerrece tamahım yoktur şu dünya varına
Rızkımı veren Hüda dır kula minnet eylemem

Ey Nesimi Can Nesimi ol gani mihman iken
Yarın şefaatarım Ahmed-i Muhtar iken
Cümlelerin rızkını veren ol gani serdar iken
Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem
 
Kul Nesimi

Minik Davşan

SABIR

image

Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.

Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.

Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.

Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir  çabayı gerektirir.

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.

Pablo Neruda

Minik Davşan

Nefesime,hayatıma,aklıma esen her şeye dair.