gumusdis.com tarafından yazılmış tüm yazılar

İsteyen yanımda, istemeyen yolundadır.. Yüreklerde ünlem, akıllarda soru işaretiyim.. Anlayana çok, anlamayana az gelirim.. Benim hiçbir kaybım olmaz.. İsteyen yanımda, istemeyen yolundadır.. Dikkatimi çekmez kimse, Ben dikkat çekerim işime gelirse.. Kalbimde birkaç kişinin adı var; Kiminin altı çizili, Kiminin üstü..! HOŞÇAKAL demek istersen hiç durma.. Ama bunun Merhabası olmayacak unutma...! ( Gabriel García Márquez ) instagram endoplazmikredikulumdidimdi

Kırmızı detay.

Hafta sonuna yakışır.

Musique Encore et Encore Un amant des muses ne devrait pas ignorer ces choses-là. On dit donc que les cigales étaient des hommes avant la naissance des Muses. Quand le chant naquit avec les Muses, plusieurs des hommes de ce temps furent si transportés de plaisir que la passion de chanter leur fit oublier le boire et le manger, et qu’ils moururent sans même s’en apercevoir. C’est d’eux que naquit ensuite la race des cigales, qui a reçu des Muses le privilège de n’avoir aucun besoin de nourriture. Du moment qu’elles viennent au monde, elles chantent sans boire ni manger jusqu’au terme de leur existence, puis elles vont trouver les Muses, et leur font connaître ceux par qui chacune d’elles est honorée ici-bas : à Terpsichore, ceux qui l’honorent dans les chœurs, et ils lui deviennent plus chers sur le rapport de ces fidèles témoins; à Érato, ceux qui l’honorent par des chants amoureux; et pareillement à toutes les autres, ceux qui leur rendent l’espèce d’hommage qui convient à chacune. A la plus âgée, Calliope, et à la cadette, Uranie, elles font connaître ceux qui, vivant an sein de la philosophie, rendent ainsi hommage aux chants de ces deux déesses, les plus mélodieux de tous; car ce sont elles qui président aux mouvements des corps ce lestes et aux discours des hommes. Voilà bien des raisons pour parler au lieu de dormir en plein midi. PHÈDRE. SOCRATE. Parlons donc………….

Kırmızı, siyah ve beyaz ikimiz.

Hoş geldin ömrüm,nefesim , Sağanak sözcüklerin ortasına hoş geldin. Dilin kıyısına, sözün tepelerine, kelimelerin ülkesine zaman sırça kadehte demlenirken, günler oyalanırken bir anda geliverdin. Nice günler akacak zamanın yanağımızdan ve akmakta ahhhh ne güzel. Huzurlu bir günün bilinen yaşanmışlıkları ile birlikte karıştık ya hayata ikimiz ahhh ne güzel . Ne zirveler çöktü gitti gözlerimizden . Gün geldi üzüldük gün geldi mutluluktan esriyecek kadar döndü başımız , döndü çark-ı felek gibi ve biz yine beraberiz …Ebem kuşakları geçti,yağmur ve kar bulutları küredik önümüzü kapatan birbirimize sımsıkı tutunup tüm afetlere karşı başımızın üzerinden. Renkleri tutmaya çalıştık ve kırmızı saygı ile eğildi arkasından siyah ve gri ayrılmazımız ve peşinden koştuk yılmadan …Ve ikimiz olduk birbirimize her gün daha saygı duyarak ve devam.

Saykoya bağladım yine.

Yine bol köpüklü cehennem biralı sarmaşıkları büyüteceğim ,pancardan dudak kremi yaptım kendime facebukta gördüm , sürü sürü şiirler tüküreceğim demek bu. Yine ben limandaki direkler ormanında saykoyum yine bütün cingan komsularımın kapı önlerinde ayaklanıyor çöpler boyunlarını bükmüş tek tek AVM önünde abla para versen ya ,ama her gece mey sağlam çöpe attığım berjer koltuk üstünde pehh sokağımı aydınlatan cenaze ilanı verilen ama suların kesileceğini haber vermeyip yüzümü is yerinde yikamama sebep olan belediye hoparlörünün takıldığı lamba ile şarkılarımı AVM nin yüzümü yarım aydınlattığı balkonumda dinliyorum.Çöktüm mindere huzurlu bağlıyor ve kılıyor beni eğer sen yine Ereğli kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan Erdemirin baca çığlıklarıyla bıçaklanıp intihar dumanları içindeki hay lanet her gün balkonmu yıkanır dedirtiyorsun ya bana helalllll.

Nefes

Seni her düşlediğimde seninle biraz daha aşka düştüm. Aşk bu dedim, seninle düşmekten hiç korkmadım,, Çünkü her düştüğümde beni tutacak bir sen olduğunu biliyordum… yani aslında “Mutluluğun” bizden bir alacağı kalmışsa gelir bizi bulur… Kalmamışsa demekki ödeşmişiz.. Evimizde Beş Gece.. geri sayım başladı.

BEN YAŞANDIĞIMDA ANLAŞILDIM UZAKTAN ATMAK KOLAY.(ÇEMKİRME)

Boğazımda düğümleniyor lokmalar bu günlerde şirkette yemek yapan ablamız uyardı beni ağzında tutuyorsun yemekleri diye 😔 doğru yutkunamıyorum bu günlerde nedense. En ufak sözde nem kapıyorum yine bıktım insanların haksizliklarından , vara yoğa laf eden ağzınız kurusun emi ( beddualarım tutar), yüzüme canım, tatlım deyip arkamdan iş çeviren muhteşem yüzlü ama içi bokum olamayacak insanlar bir defolun, yüzüm sizin iğrençlikleriniz ile asla gülmeyi bırakmayacak , denize bile iştahsızım yüzme bilmesem bile ki denizi severim maviyi hiç ama hiç sevmem,ama mavi giydigimde cok yakışır,enine boyuna düşündüm biraz daha insan azaltmalıyım hayatımdan.Ve azalttım azalmadan önce.

Saykodayım yine.

Bir şehir artık neden şehir değildir? Bunca meyhanenin olduğu bir semtte bu kadim şehrin sur içinde saat 21:30’dan 23:00’e kadar eski kaşar aramak! Nostalji duygusu filan değil bildiğin bin yıllık peynir… Plastik bir kaç şey gösterdiler bir de çok absürd bir şey arıyormuşum gibi gece gece kill bill kılıcı, paten takımı arıyormuşsun gibi garip yüz ifadesiyle bakarak. Tee gavacuhhtan, beylidüzüne dek ( abartı oldu ama doğru bu İstanbulun başlangıç ve bitis noktası) Geleneksel peynir işte, birayla şarapla en çok tüketilen. Babagannuş değil lakerda değil. Midyeci Ahmetin midyesi hiç değil. Altı üstü eski kaşar. Çok garip bir yenilmişlik duygusu hissettim. Çanakkale, Kurtuluş savaşı vs hikayeymiş boşunaymış. Esas teslimiyet, işgal budur. Bu ucube,plastik şehir. Oturup onca dert arasında buna içerledim. Bir atom bombam olsa hiç düşünmeden şehrin tepesinden (Şehir dediğime bakmayın) aşağıya salardım.Bir zaman uzun uzun hikayesini yazacağım bu akşamın.Ama önce uyumalıyım.Çocuklugumun geçtiği mısır çarşısı yada Eminönünde bulurum belki yarın eski kaşarı 🤔 o vakitler hep vardı yeni kaşarlar gibi bol bol.Istanbul seni sırf ömrümü ve dostlarımı barındırıyorsun diye seviyorum ama inan yok olmalısın yok.